Öne Çıkan Yayın 20 Mart 2012 yazım

Erdoğan’a Askeri Darbe?

Yoo hayır bu kez, başka bir “fantezi”i üzerinde düşünmeye çağırıyorum: Cemaat, denetlemeye başladığı TSK’yı, Erdoğan’a karşı kulla...

3 Eylül 2022 Cumartesi

‘Kuzum Mustafa, sen deli misin?’

 obursali@cumhuriyet.com.tr

‘Kuzum Mustafa, sen deli misin?’

30 Ağustos 2022 Salı


Eğer Sevr kabul edilse ve Kurtuluş Savaşı olmasaydı bugün yüzde 99’u Müslüman dedikleri halkın en az yüzde 50’si Hıristiyan devletlerin idaresinde olacaktı. 

Bu alternatifi tartışan bir bağnaz gördünüz mü? Bugün Türkiye, Kurtuluş Savaşı, halkçı ve ulusal bir devlet olarak bu statüye erişmiştir. Sonuna kadar Sevr’i kabul ettiğini yineleyen sultan müsveddesi Mehmet Vahdettin, ne bir Fatih ne bir 3. Selim ne bir 3. Ahmet ne bir 2. Abdülhamit’tir. Sinop ya da Kastamonu da sultanlık sürmeyi hayal eden, dizleri çözülmüş bir zavallıdır. Vahdettin için İstanbul, Bursa, Edirne, Diyarbakır, Trabzon, Urfa, Adana, padişahlık kadar önemli değildi. İntihar etseydi daha doğru bir iş yapmış olurdu.

Kurtuluş Savaşı süresince bu adamın söyledikleri, imparatorluğun hangi ellerde yok olduğunu gösteren ilginç ihanet belgeleridir.  

Osmanlı sultanı 30 Mart 1919’da İngiliz yüksek komiseri Amiral Thorpe’a Osmanlı ülkesinin 15 yıl süre ile İngiliz sömürgesi olmasını önermişti. Bugün Türkiye’de bunu aklına getiren bir vatandaş olabilir mi?  

SÖMÜRGE OLMAK İSTEYENLER

Fakat bu iflas sadece padişah ve çevresinin hastalığı değildi. Ankara’da toplanmış olanlar arasında olan bazıları için bu sömürge isteği bir çözüm olarak görülüyordu.

Emperyalist İngiltere’ye İslam halifeliğinin kurtarıcısı ve hamisi rolünü öneriyordu. Herhalde dünya tarihinde kendi kürkünü kurtarmak için bu kadar aşağılayıcı bir tavizi hiçbir devlet adamı düşünmemiştir. İngiliz hükümeti için bir alay konusu olan Osmanlı padişahı ülke topraklarını İngilizlere rüşvet olarak verip postunu kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyordu.

Bugün Türkiye’de Güney Anadolu’yu, İzmir’i, İstanbul’u feda edecek kimse tasavvur edilebilir mi? Osmanlı’nın nereye kadar alçaldığını anlatmak için daha aşağılatıcı bir süreç hayal edilemez. Fakat Kurtuluş Savaşı’na karşı söz söyleyenleri bu bağlamda anlamak olasıdır.

ULUSAL DESTAN

Anadolu direnişi ve onu tamamlayan devrimler 20. yüzyılın en büyük ulusal destanıdır. Bu destanda Türk ulusunun fedakârlığına, cesaretine ve yaşamını feda etmekteki büyük inanç gücüne inanmayan, dünyadan habersiz biridir. Mustafa Kemal’in her zaman bilge bir alçakgönüllülükle söylediği gibi “Kurtuluş bütün ulusundur”!

O dönemde Lloyd George ve Winston Churchill’in sözcülüğünü yaptıkları İngiliz politikası emperyalist egemenlik tekniğinin alçak bir uygulamasıdır. Lloyd George, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasında kullanamayacağı İngiliz ordusu yerine, Megali İdea hayaline kapılan Yunanları araç ve kurban olarak kullanmıştır. 

Lloyd George’a göre bu topraklar Türklere bırakılamazdı, Güney Anadolu işgal edildiği zaman, “Türkiye için üzülecek değiliz” demişti. Kesin bir Türk ve İslam düşmanı idi. İngilizler Yunan ordusunun yenilgisini bir İngiliz yenilgisi olarak kabul etmişlerdir. Churchill, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da Marmara’nın kuzey kıyılarına Türklerin geçmesine izin verilemeyeceğini söylüyordu. O sıralarda Yunan ordusu için dua edilmesini isteyen Ali Rüştü gibi sapık mollalar da ortaya çıkmıştır.

SAVAŞI TÜM ULUS YAPIYORDU

İstanbul’daki saz faslının birkaç çalgıcısı vardır. Bunların başında gelen Refik Halit Ankara’nın hiç başarılı olamayacağını düşünerek “Kuzum Mustafa sen deli misin?” der. Kuşkusuz bu aptal bir yargıdır. Savaşı bütün ulus yapıyordu. Mustafa Kemal sadece liderdi.

Anadolu’da on binlerce postalsız asker ve köylü kadın savaş alanında can verir, Yunanlar sayısız Türk kent ve köyünü yakarken tek endişesi kendi tahtı olan böyle bir hükümdar bulmak zordur. 

Böyle bir yöneticiyi Türkiye bir daha görmeyecek! Bunu da Osmanlı’yı sayıklayanlar düşünsün!

***

Not: Bu yazıyı Doğan Kuban’ın 2013 tarihli bir makalesinden özetledim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder